Herkes tarafından sevilmenin bedeli
Herkes tarafından sevilmek istiyorsanız kötü haberim var: Bir süre sonra kim olduğunuzu unutabilirsiniz. Çünkü herkes tarafından sevilmenin mekanizması son derece basit. İtiraz etmeyin. Rahatsız etmeyin. Çok güçlü fikirler söylemeyin. Bir grubun hoşlanmadığı şeyi diğer grubun yanında söylemeyin. Kenarlarınızı törpüleyin. Sesinizi ayarlayın. Görüşünüzü yumuşatın.
Her odada başka biçime girin. Sonra insanlar sizi “çok uyumlu” bulur. Harika. Artık ortada sizi sevecek belirgin bir kişi kalmamıştır.
Sevilmek kötü değildir
Bu yazıyı antisosyal bir manifesto gibi okumamak gerek. Sevilmek güzeldir. İnsan sosyal varlıktır. Arkadaşlık ister. Aile ister. Topluluk ister. Takdir edilmek ister. Problem sevginin kendisi değil. Sevilmenin karar kriterine dönüşmesi. Bir kararı “doğru mu?” diye değil, “insanlar ne der?” diye vermeye başladığınızda kontrol yavaşça dışarı çıkar.
Onay görünmez para birimidir
İnsanlar para için neler yaptığını kolay fark eder. Onay için yaptıklarını daha zor görür. Bir toplantıda fikrinizi söylemezsiniz. Bir ilişkiyi bitiremezsiniz. Bir arkadaşınıza hayır diyemezsiniz. Bir içerik paylaşmazsınız. Bir karar almazsınız. Neden? Bedeli sosyal. “Beni yanlış anlarlar.” “Benden hoşlanmazlar.” “Kibirli derler.” “Başarısız olursam gülerler.”
İnsanlar finansal borçlarını bilir. Sosyal borçlarını daha az bilir.
Güçlü fikirler doğal olarak ayrıştırır
Bir fikir hiçbir insanı rahatsız etmiyorsa iki ihtimal vardır. Ya son derece evrensel bir gerçek söylediniz. Ya da hiçbir şey söylemediniz. “İyi olmak iyidir.” “Hepimiz gelişmeliyiz.” “Başarı emek ister.” Kim karşı çıkacak? Kim hatırlayacak? Kim sizi bununla ilişkilendirecek? Otorite yalnızca doğru bilgi vermekten oluşmaz. Ayırt edilebilir bir muhakeme biçimi gerekir.
Bu da bazen karşı çıkılmayı gerektirir.
Kişisel marka herkesin sizi sevmesi değildir
Modern kişisel marka tavsiyelerinin çoğu insanları steril hale getiriyor. Profesyonel ol. Pozitif ol. Tartışmaya girme. Kimseyi kızdırma. Her başarı için şükret. Her başarısızlık için ders çıkar. Sonuçta LinkedIn'de birbirinin aynısı yüz bin insan. Aynı ton. Aynı kelimeler. Aynı başarı hikâyeleri. Aynı “5 lessons I learned”. Böyle güvenli olabilirsiniz. Hatırlanır olmazsınız.
Kontrolsüz provokasyon da güç değildir
Burada diğer uçta başka bir aptallık var. Sırf insanları kızdırmak için konuşmak. Hakaret etmek. Her şeye zıt gitmek. “Ben farklıyım” performansı. Bu otorite değil. Dikkat bağımlılığı. İnsanların sizi sevmesine göre konuşmak ne kadar dışa bağımlıysa, nefret etmesine göre konuşmak da o kadar dışa bağımlıdır. İkisinde de izleyici sizi yönetir. Gerçek bağımsızlık, tepkiyi bilip yine de doğru gördüğünüz şeyi söyleyebilmektir.
Hayır demeyen insanın eveti ucuzdur
Bu kişisel ilişkilerde de geçerli. Her şeye evet diyorsanız insanlar evetinizin değerini bilmez. Her davete gidiyorsanız gelmeniz özel değildir. Her projeyi kabul ediyorsanız seçiciliğiniz yoktur. Her müşteriyi alıyorsanız fiyat gücünüz düşer. Her görüşe katılıyorsanız fikrinizin ağırlığı azalır. Sınır statü yaratabilir. Çünkü sınır maliyet kabul edebilme kapasitesidir.
Hayır demek bir şeyi kaybetme riskidir. Bu yüzden “hayır” ekonomik ve sosyal olarak pahalı bir kelimedir.
İnsanlar sizi yanlış anlayacak
Kaçamazsınız. Ne kadar açıklarsanız açıklayın. Bir insan sizi kendi geçmişinden okuyacak. Kendi korkularından. Kendi hırslarından. Kendi kıskançlığından. Kendi deneyiminden. Bir cümlenizi görecek ve kafasında geri kalan yüz sayfayı yazacak. Bunu tamamen kontrol etmeye çalışmak delilik. Kendinizi açık anlatabilirsiniz. Ama herkesin sizi doğru anlamasını sağlayamazsınız.
Bu nedenle hayatın önemli eşiklerinden biri, yanlış anlaşılma ihtimaline tolerans geliştirmektir.
Sevilmemenin maliyeti vardır
Bunu romantikleştirmeyelim. İnsanlarla gereksiz yere çatışmak kariyerinize zarar verebilir. İtibar önemlidir. Diplomasi değerlidir. Sosyal zekâ önemlidir. “Ben buyum” diyerek kaba olmak karakter değildir. Ama diplomasi ile omurgasızlık farklı şeyler. Fikrinizi nasıl söylediğiniz üzerinde çalışabilirsiniz. Fikrin kendisini sırf alkış için değiştirmek başka bir şey.
Herkes sizi seviyorsa
Belki gerçekten olağanüstü bir insansınız. Ama başka bir ihtimali de kontrol edin: Acaba kimseye sizi sevmemek için yeterince sebep vermediniz mi? Yeterince net bir şey söylemediniz mi? Yeterince önemli karar almadınız mı? Yeterince büyük bir şey denemediniz mi? Yeterince sınır koymadınız mı? Çünkü gerçek kararlar çıkar çatışması yaratır. Bir şirketi yönetiyorsanız birilerinin fikrini reddedersiniz.
Bir markayı yönetiyorsanız bazı müşterileri hedeflemezsiniz. Bir hayat yaşıyorsanız bazı insanlara hayır dersiniz. Her tercih aynı zamanda dışlamadır.
Otorite popülerlikle aynı şey değildir
Bazı insanlar sevilir ama dinlenmez. Bazıları sevilmez ama dinlenir. Bazıları hem sevilir hem dinlenir. İdeal olan sonuncusu olabilir. Ama her zaman mümkün değildir. Otorite, insanların sizden hoşlanması değil, sözünüzü ciddiye almasıdır. Bu ikisini karıştırmamak gerekir.
Kendi merkeziniz yoksa başkalarının yörüngesine girersiniz
Herkesi memnun etmek mümkün değildir. Ama insan yine de dener. Sonuçta her odada farklı kişi olur. Bu, kısa vadede sosyal başarı getirebilir. Uzun vadede yorucudur. Çünkü karakter devamlılık gerektirir. Bugün savunduğunuz şeyi yarın da hatırlamanız gerekir. Rol yapmak daha fazla RAM tüketir.
İnsanların sizi sevmesine izin verin
Ama bunu hedef haline getirmeyin. İyi işler yapın. İnsanlara iyi davranın. Dinleyin. Fikrinizi değiştirin. Gerektiğinde özür dileyin. Bunların hiçbiri güçsüzlük değil. Fakat bir noktada şunu kabul edin: Bazı insanlar yaptığınız işi sevmez. Bazıları sizi kibirli bulur. Bazıları fazla iddialı. Bazıları fazla soğuk. Bazıları fazla hırslı. Bazıları fazla sessiz. Ne yaparsanız yapın bir sıfat bulurlar.
O halde kendi karakterinizi kamuoyu araştırmasına çevirmeyin. Çünkü herkes tarafından sevilmenin gerçek bedeli, bazen nefret edilmekten daha ağırdır. Kendinize yabancılaşmak.