Kuralları Kim Koyar, Kim Uyar?

Hayatın neredeyse her alanında kural var. Bazıları gerekli. Bazıları saçma. Bazıları bir zamanlar mantıklıydı fakat kimse kaldırmaya cesaret edemediği için yaşıyor. Bazıları yalnızca bir insanın işini kolaylaştırmak için milyonlarca insana dayatılıyor.

Bazıları ise kimsenin koymadığı halde herkesin uyduğu kurallar. En ilginç olanlar bunlar. Çünkü yazılı kurala itiraz etmek kolaydır. Yazılmamış kural daha tehlikelidir. İnsan onun kural olduğunu bile fark etmez.

Bir kuralın var olması onun doğru olduğu anlamına gelmez

Bu cümle banal görünebilir. Ama insan davranışı bunun tersini söylüyor. Bir sistem yeterince uzun süredir çalışıyorsa insanlar onun doğal olduğuna inanmaya başlıyor.

Okul böyle. Şirket böyle. Toplantı böyle. Kariyer böyle. İşe alım böyle. İlişki böyle. Sektör böyle. “Neden?” “Çünkü böyle.” İnsanlığın en güçlü cevaplarından biri. Aynı zamanda en aptalcalarından.

Bir şeyin tarihsel olarak var olması onun optimum olduğu anlamına gelmez. Bazen yalnızca değiştirilmemiştir.

Kuralları kim yaşatır?

İlk cevap otoritedir. Devlet. Patron. Öğretmen. Yönetici. Ama bu cevabın yarısı eksik. Bir kuralı yalnızca koyan kişi yaşatmaz. Uyan kişi de yaşatır.

Hatta bazı kurallar otorite ortadan kalktıktan sonra bile yaşamaya devam eder. Çünkü insanlar birbirlerini denetlemeye başlar. “Öyle yapılmaz.” “Böyle konuşulmaz.” “Bu yaşta yapılmaz.” “Profesyonel görünmez.” “Kariyerine zarar verir.” Bir süre sonra polis gerekmez. Toplum kendi polisliğini yapar.

Michel Foucault bunu benden çok daha ayrıntılı anlattı. Ama gündelik hayatta görmek için filozof olmaya gerek yok. Bir ofiste insanların patron yanlarında olmadığı halde nasıl davrandığına bakın. Otorite bazen odayı terk eder. Kural kalır.

İnsanlar neden uyar?

Çünkü uymamanın maliyeti vardır. Ceza. Dışlanma. İtibar kaybı. Gelir kaybı. Belirsizlik. Çatışma.

Ama bir neden daha var: Düşünmek zahmetlidir. Kural bilişsel yükü azaltır. Ne yapacağınızı söyler. Karar vermenize gerek kalmaz. Bu nedenle kural yalnızca baskı değildir. Konfordur.

İnsanların kuralları savunmasının bir kısmı korkudan, bir kısmı ise tembellikten gelir. Özgürlük romantik bir kelimedir. Ama gerçek özgürlük sürekli karar verme sorumluluğu getirir. Herkes bunu istemez.

Kural ile ilke aynı şey değildir

Ben kuralsız dünyayı savunmuyorum. Kurallar olmadan karmaşık sistemler çalışmaz. Trafik kuralları vardır. Muhasebe standartları vardır. Güvenlik prosedürleri vardır. İnsanların birbirine zarar vermesini engelleyen hukuk vardır.

Problem kuralın varlığı değil. Kuralların düşüncenin yerine geçmesi. İlke nedenini açıklar. Kural davranışı söyler. İyi sistemlerde ikisi birlikte çalışır. Kötü sistemlerde insanlara yalnızca “bunu yap” denir. Bir gün bağlam değiştiğinde herkes aynı şeyi yapmaya devam eder. Sonra sistem saçmalaşır.

Şirketler neden zamanla aptallaşır?

Çünkü istisnalar arttıkça kurallar artar. Bir çalışan hata yapar. Yeni prosedür gelir. Bir müşteri problem çıkarır. Yeni onay mekanizması gelir. Bir yönetici kötü karar verir. Yeni form gelir.

Her problem yeni bir katman yaratır. Kimse eski katmanı kaldırmaz. Sonra beş yıl sonra basit bir işlem için dört kişinin onayı gerekir. Organizasyon güvenliği artırdığını düşünür. Aslında hareket kapasitesini öldürür.

Kuralların maliyetlerinden biri budur: Kötü davranışı azaltırken iyi davranışı da yavaşlatabilir.

Güçlü insan kurallara uymaz mı?

Bu da çocukça bir romantizm olur. Bazı kurallar ihlal edilmemelidir. Hem etik hem stratejik nedenlerle. Her kurala karşı çıkmak bağımsız düşünce değildir. Ergenliktir.

Gerçek bağımsızlık başka bir şeydir: Hangi kurala neden uyduğunuzu bilmek. Bir kuralı anlamadan çiğneyen insan asi değildir. Şanslı bir aptal olabilir. Çünkü bazı kuralların bedeli ancak ihlal edildiğinde anlaşılır. Bu nedenle önce sistemin nasıl çalıştığını öğrenmek gerekir. Sonra değiştirilecek yeri seçmek.

Kuralları değiştirenler neden avantajlıdır?

Çünkü çoğu insan verilen oyun içinde optimizasyon yapar. Daha hızlı koşar. Daha çok çalışır. Daha iyi hazırlanır. Daha fazla rekabet eder. Daha az insan oyunun kendisini sorgular.

Puanlama sistemi neden böyle? Müşteri neden böyle satın alıyor? İşe alım neden böyle yapılıyor? Bu sektör neden bu kadar pahalı? Bu süreç neden üç hafta sürüyor?

Bu sorular tehlikelidir. Çünkü bazen oyunu daha iyi oynamak yerine oyunun değiştirilebileceğini gösterir. İnovasyon dediğimiz şey çoğu zaman teknolojik mucize değildir. Bir kuralın gereksiz olduğunu fark etmektir.

Yazılmamış kurallar daha güçlü olabilir

Kariyerinizde belirli bir sırayla ilerlemeniz gerektiği. Başarı için belirli yaşların kritik olduğu. İyi bir şirketin belirli şekilde görünmesi gerektiği. Profesyonelliğin belirli bir dil kullanmak olduğu. İyi eğitimin belirli kurumlardan geçtiği.

Bunların bir kısmı istatistiksel olarak doğru olabilir. Ama hiçbiri doğa kanunu değildir. İnsanlar ortalamayı kader sanıyor. Bir yolun çoğunluk tarafından kullanılması onun tek yol olduğu anlamına gelmez.

Her kuralın arkasında bir teşvik vardır

Kurala bakarken yalnızca metne değil, kimin işine yaradığına bakın. Bu her zaman komplocu bir bakış değildir. Sistem tasarımının temelidir.

Kural kimi koruyor? Kimin maliyetini azaltıyor? Kimin riskini size aktarıyor? Kimin kontrolünü artırıyor? Kimin karar vermesini kolaylaştırıyor? Bazen cevap makuldür. Bazen değildir. Ama sorulmalıdır.

Çünkü tarafsız sistem diye bir şey neredeyse yoktur. Her sistem bazı davranışları ödüllendirir, bazılarını cezalandırır.

Kuralın amacı unutulduğunda

Bir kuralın en tehlikeli aşaması, insanların neden var olduğunu unuttuğu aşamadır. O zaman kural ritüele dönüşür. Ritüel sorgulanmaz. Sadece uygulanır.

Bir kurum “neden böyle yapıyoruz?” sorusuna cevap veremiyorsa o kurumun ciddi problemi vardır. “Çünkü prosedür.” Bu cevap değil. Bu düşünmeyi durdurma komutudur.

Özgürlük kuralsızlık değildir

Özgür insan hiçbir kurala uymayan insan değildir. O insan büyük ihtimalle kısa sürede duvara çarpar. Özgür insan hangi kuralların gerçek maliyetler tarafından, hangilerinin sosyal korku tarafından korunduğunu ayırt edebilir. Birinde dikkatli olur. Diğerini gerekirse görmezden gelir.

Bence zihinsel bağımsızlığın başlangıcı da burada. Dünyayı “kurallar” ve “kuralsızlık” diye ikiye ayırmak değil. Her kuralın altına küçük bir soru işareti koymak. Neden? Kimin için? Hangi koşulda? Ne zamana kadar? Alternatifi ne?

Çünkü kuralların en büyük gücü ceza değildir. Sorgulanmadan kabul edilmeleridir.